Hajjar Hukuk & Danışmanlık – Yayınlar http://hajjarhukuk.com/makale-haber Hajjar Hukuk & Danışmanlık Wed, 20 May 2026 10:30:22 +0000 tr hourly 1 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/wp-content/uploads/2020/05/cropped-favicon-32x32.png Hajjar Hukuk & Danışmanlık – Yayınlar http://hajjarhukuk.com/makale-haber 32 32 Yabancı Uyrukluların Türkiye’de Anlaşmalı Boşanması | Çeşme Boşanma Avukatı http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/yabanci-uyruklularin-turkiyede-anlasmali-bosanmasi-cesme-bosanma-avukati.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/yabanci-uyruklularin-turkiyede-anlasmali-bosanmasi-cesme-bosanma-avukati.html#respond Wed, 20 May 2026 10:30:22 +0000 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2655 Yabancı uyruklular Türkiye’de anlaşmalı boşanabilir mi? Şartlar, gerekli belgeler, apostil, vekâletname ve süreç hakkında detaylı bilgi. Çeşme ve İzmir odaklı hukuki değerlendirme.

 

Yabancı Uyrukluların Türkiye’de Anlaşmalı Boşanması: Şartlar, Süreç ve Hukuki Değerlendirme

Uluslararası evliliklerin artmasıyla birlikte, yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’de boşanma süreçleri de daha sık gündeme gelmektedir. Özellikle tarafların evliliği karşılıklı mutabakatla sona erdirmek istemesi halinde anlaşmalı boşanma, daha hızlı ve daha öngörülebilir bir hukuki yol sunmaktadır.

Peki yabancı uyruklu kişiler Türkiye’de anlaşmalı boşanabilir mi? Yurt dışında yaşayan eşler Türkiye’de dava açabilir mi? Hangi belgeler gerekir? Apostil ve tercüme zorunlu mudur?

Bu rehberde, özellikle Çeşme ve İzmir merkezli uygulamalar bakımından süreci sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

Yabancı Uyruklular Türkiye’de Anlaşmalı Boşanabilir mi?

Evet. Belirli koşulların oluşması halinde yabancı uyruklu kişiler Türkiye’de anlaşmalı boşanma davası açabilir. Eşlerin her ikisinin yabancı olması veya taraflardan yalnızca birinin yabancı olması tek başına engel değildir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel konu, Türk mahkemelerinin uluslararası yetkisinin bulunup bulunmadığıdır. Özellikle aşağıdaki durumlarda Türkiye’de dava açılması mümkün olabilir:

  • Taraflardan birinin Türkiye’de yerleşim yerinin bulunması
  • Eşlerin son ortak yaşam yerinin Türkiye olması
  • Tarafların Türkiye’de fiilen yaşaması
  • Hukuki bağ nedeniyle Türk mahkemelerinin yetkili olması

Bu nedenle her yabancı eş bakımından süreç aynı değildir; olayın özelliklerine göre değerlendirme gerekir.

Türkiye’de Anlaşmalı Boşanmanın Şartları Nelerdir?

Türk hukukunda anlaşmalı boşanma için bazı temel koşullar bulunmaktadır.

1. Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması

Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl devam etmiş olması gerekir. Bir yıldan kısa süreli evliliklerde genellikle çekişmeli boşanma gündeme gelir.

2. Tarafların Boşanma Konusunda Anlaşmış Olması

Tarafların şu konularda mutabık olması gerekir:

  • Boşanma iradesi
  • Nafaka
  • Varsa velayet
  • Çocukla kişisel ilişki düzeni
  • Maddi ve manevi tazminat
  • Malvarlığına ilişkin düzenlemeler

Bu anlaşma, mahkemeye sunulan “anlaşmalı boşanma protokolü” içinde yer alır.

3. Tarafların Mahkeme Önünde İradelerini Açıklaması

Hakim, tarafların boşanma iradesini bizzat görmek ister. Bazı durumlarda vekâletnameyle süreç yürütülse de somut olaya göre ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.

Yabancı Uyruklular İçin Gerekli Belgeler Nelerdir?

Türkiye’de yabancıların anlaşmalı boşanma sürecinde istenebilecek belgeler dosyaya göre değişebilmekle birlikte çoğu zaman şunlar talep edilir:

  • Pasaport veya kimlik belgeleri
  • Evlilik kayıtlarına ilişkin belgeler
  • Nüfus veya medeni hâl belgeleri
  • İkamet bilgileri
  • Anlaşmalı boşanma protokolü
  • Vekâletname (avukat aracılığıyla takip edilecekse)

Yurt dışından alınan resmi evraklarda çoğu zaman apostil şerhi ve yeminli tercüme/noter onayı gerekebilir.

Apostil ve Tercüme Neden Önemlidir?

Yabancı ülkede düzenlenen belgelerin Türkiye’de hukuki geçerlilik kazanabilmesi için çoğu zaman apostil işlemi gerekir. Apostil bulunmayan veya usule uygun tercüme edilmeyen belgeler, dava sürecinde eksiklik yaratabilir.

Bu nedenle yabancı uyruklu eşlerin boşanma dosyalarında belge hazırlığı, sürecin en kritik aşamalarından biridir.

Yurt Dışında Yaşayan Eş Türkiye’de Boşanabilir mi?

Evet. Tarafların yurt dışında yaşıyor olması her zaman Türkiye’de dava açılmasına engel değildir. Özellikle vekâletname düzenlenmesi ve gerekli belgelerin doğru hazırlanması halinde süreç daha hızlı yürütülebilir.

Yurt dışından düzenlenen vekâletnamelerin usule uygun hazırlanması ve gerekli tasdik işlemlerinin yapılması önem taşır.

Çeşme ve İzmir’de Yabancı Uyrukluların Boşanma Süreci

Özellikle turizm ve uluslararası yerleşim yoğunluğu nedeniyle Çeşme bölgesinde yabancı eşler arasında boşanma uyuşmazlıkları daha sık görülebilmektedir.

Bu tür dosyalarda yalnızca aile hukuku bilgisi değil; uluslararası tebligat, yabancı belge kullanımı, tercüme süreçleri ve yetki değerlendirmesi gibi teknik konular da önem taşır.

Çeşme merkezli faaliyet gösteren Hajjar Hukuk, aile hukuku ve yabancılık unsuru içeren hukuki süreçlerde dosyanın özelliklerine göre hukuki değerlendirme ve danışmanlık sürecine destek sağlamaktadır.

Türkiye’de Yabancı Eşle Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Süre; mahkemenin iş yoğunluğu, evrak eksikliği, tarafların hazır bulunması ve tebligat süreçlerine göre değişebilir. Belgelerin eksiksiz hazırlanması ve protokolün doğru düzenlenmesi, sürecin uzamasını önleyen önemli faktörler arasındadır.

Sık Sorulan Sorular

Yabancı uyruklu kişiler Türkiye’de anlaşmalı boşanabilir mi?

Evet. Yetki şartlarının oluşması halinde Türkiye’de anlaşmalı boşanma mümkündür.

Türkiye’de boşanmak için iki tarafın da Türk vatandaşı olması gerekir mi?

Hayır. Her iki tarafın yabancı olması da mümkündür.

Apostil zorunlu mudur?

Belgenin düzenlendiği ülkeye ve belge türüne göre çoğu durumda gerekebilir.

Yurt dışından vekâlet verilerek boşanma açılabilir mi?

Somut olayın şartlarına göre mümkündür. Ancak vekâletnamenin usule uygun düzenlenmesi önemlidir.

Sonuç

Yabancı uyrukluların Türkiye’de anlaşmalı boşanması; aile hukuku yanında uluslararası unsur taşıyan teknik bir süreçtir. Yetki değerlendirmesi, apostil işlemleri, tercüme gereklilikleri ve protokol hazırlanması gibi konular sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önem taşır. Özellikle Çeşme ve İzmir bölgesinde yaşayan veya Türkiye’de hukuki işlem yürütmek isteyen yabancı eşler bakımından dosyanın özelliklerine göre profesyonel hukuki değerlendirme yapılması sürecin doğru yönetilmesine katkı sağlayabilir.

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/yabanci-uyruklularin-turkiyede-anlasmali-bosanmasi-cesme-bosanma-avukati.html/feed 0
Yetki Sözleşmesi ve Geçerlilik Şartları http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/yetki-sozlesmesi-ve-gecerlilik-sartlari.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/yetki-sozlesmesi-ve-gecerlilik-sartlari.html#respond Thu, 12 Dec 2024 17:09:05 +0000 https://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2648 Yetki sözleşmesi, tarafların aralarında mevcut ya da gelecekte doğabilecek uyuşmazlıkların hangi mahkemede çözüleceğini belirlemek üzere yaptıkları özel bir sözleşme türüdür. Bu sözleşme, özellikle ticari uyuşmazlıklarda taraflara önemli bir öngörülebilirlik ve esneklik sağlar. Ancak, yetki sözleşmesinin hukuki geçerliliği belirli şartlara bağlıdır.

1.Yetki Sözleşmesi Tanımı ve Amacı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 17. maddesine göre, tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında doğmuş ya da gelecekte doğabilecek bir uyuşmazlık konusunda bir veya birden fazla mahkemenin yetkili kılınması mümkün kılınmıştır. Yetki sözleşmesi, tarafların uyuşmazlık çözümü sürecinde seçim karşısındaki belirsizlikleri ortadan kaldırması ve daha öngörülebilir bir yargılama ortamı yaratılması amacını taşır.

1.1. Tarafların Serbestçe Tasarruf Edebilecekleri Alan

Yetki sözleşmesi, tarafların serbest iradeleriyle hareket edebileceği konuları kapsar. Ancak, kamu düzenini ilgilendiren durumlarda ya da kesin yetki hâllerinde bu tür bir sözleşme yapılamaz.

1.2. Sözleşmenin Sonucu

Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, uyuşmazlıklar sadece sözleşmede belirlenen mahkemelerde çözülür. Bu nedenle, yetki sözleşmesi tarafların yargı sürecindeki hareket alanını sınırlar.

2.Yetki Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları

HMK’nın 18. maddesi, yetki sözleşmesinin geçerliliği için sağlanması gereken şartları detaylı bir şekilde düzenlemiştir. Bu şartlar, hem tarafların irade serbestisini hem de yargılama sürecinin hukuka uygun şekilde yürütülmesini sağlar.

2.1. Konu Kapsamında Sınırlamalar

Yetki sözleşmesi, tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri konuları kapsamaz. Ayrıca, kesin yetki durumlarında da bu tür bir sözleşme yapılamaz.

  • Kesin Yetki Hâlleri: Belirli mahkemelerin kesin olarak yetkilendirildiği durumları ifade eder. Örneğin, taşınmaz davalarında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir ve bu yetki değiştirilemez.

2.2. Yazılı Olma Zorunluluğu

Yetki sözleşmesi mutlaka yazılı olarak yapılmalıdır. Yazılılık şartı, hem taraflar arasındaki uyuşmazlık durumunda kesin delil niteliği taşır hem de sözleşmenin çerçevesini netleştirir.

2.3. Uyuşmazlığın Kaynaklandığı Hukuki İlişkinin Belirli veya Belirlenebilir Olması

Yetki sözleşmesi, spesifik bir hukuki ilişkiyi konu alır. Bu ilişki belirli veya belirlenebilir olmalıdır. Örneğin, belirli bir satış sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkları kapsayan bir yetki sözleşmesi geçerli sayılabilir.

2.4. Yetkili Mahkemenin Belirtilmesi

Yetki sözleşmesinde, yetkili kılınan mahkeme veya mahkemeler açık bir şekilde belirtilmelidir. Genel bir ifade kullanılarak “Taraflar arasındaki her türlü uyuşmazlık Ankara mahkemelerinde çözülecektir” gibi bir ibare bu şarta uygun örneklerden biridir.

3.Kira Sözleşmelerindeki Yetki Şartı: Görünenden Fazlası

Ülkemizde sıkça karşılaşılan ve neredeyse “doğru bilinen bir yanlış” haline gelen bir uygulama vardır: kira sözleşmelerine konulan yetki şartları. Özellikle kiraya verenlerin, tahliye veya kira alacakları gibi uyuşmazlıklar için kendi lehlerine olacak şekilde belirli mahkemeleri yetkili kılmaya çalıştıkları görülür. Ancak, bu durum hukukun katı kurallarına takılabilir.

3.1. Kesin Yetki İlkesi ve Kamu Düzeni

Taşınmaz kiralarından doğan davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Bu yetki, kamu düzenine ilişkin bir durum olduğundan, taraflarca değiştirilemez. Yani, bir kira sözleşmesine “Taraflar arasındaki uyuşmazlıklar İstanbul mahkemelerinde çözülecektir” şeklinde bir madde eklenmesi, taşınmaz Ankara’da ise hukuken geçerli olmayacaktır.

3.2. Yanlış Uygulamanın Riskleri

Bu yanlış uygulama, taraflar arasında gereksiz uyuşmazlıklara neden olabilir. Özellikle kira sözleşmelerindeki yetki şartları, mahkeme tarafından geçersiz sayıldığında davalar uzayabilir ve tarafların zarar görmesine yol açabilir.

Kira sözleşmelerine konan yetki şartlarının doğru şekilde uygulanması ise tarafların zaman ve maliyet kayıplarını önlerken, hukukun öngörülebilirliğini de artıracaktır. Her detayın önem taşıdığı bu süreçte, profesyonel yaklaşım fark yaratır.

4.Sonuç

Yetki sözleşmesi, tarafların uyuşmazlık durumunda hukuki çözüm yollarını daha etkili bir şekilde yönetmesine imkan tanıyan önemli bir hukuki aracı ifade eder. Ancak bu aracın hukuken geçerli olması için, HMK’da belirtilen şartların eksiksiz olarak sağlanması gereklidir. Tarafların, sözleşme hazırlarken uzman hukuki danışmanlık alması bu açıdan kritik öneme sahiptir.

Kaynakça

  • 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
  • Kuru, Baki. Hukuk Muhakemeleri Usulü.
  • Pekcanıtez, Hakan ve Atalay, Oğuz. Medeni Usul Hukuku.

 

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/yetki-sozlesmesi-ve-gecerlilik-sartlari.html/feed 0
Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklikler ve Yeni Düzenlemeler: 7527 Sayılı Kanun http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/hayvanlari-koruma-kanununda-degisiklikler-ve-yeni-duzenlemeler-7527-sayili-kanun.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/hayvanlari-koruma-kanununda-degisiklikler-ve-yeni-duzenlemeler-7527-sayili-kanun.html#respond Thu, 05 Sep 2024 10:47:57 +0000 https://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2632 Son yıllarda hayvan haklarına yönelik artan toplumsal farkındalık, hayvanları koruma konusundaki yasal düzenlemelerin de giderek daha önemli hale gelmesine neden olmuştur. Bu doğrultuda, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler yapılmış, 30 Temmuz 2024 tarihinde kabul edilen ve 2 Ağustos 2024 tarihinde 7527 sayılı Kanun numarasıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemeler, hayvan haklarını daha ileri seviyeye taşımayı amaçlamakla birlikte çevre ve insan sağlığı açısından da yeni düzenlemeler getirmektedir.

  1. Kanunun Amacında Yapılan Değişiklik

5199 sayılı Kanunun 1. maddesinde yapılan değişiklikle, kanunun amacı genişletilerek, “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme, kanunun yalnızca hayvan haklarını korumakla kalmayıp, hayvanların korunmasına ilişkin tedbirlerin aynı zamanda insan ve çevre sağlığına zarar vermeden uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Yeni amaç maddesi, hayvan hakları ile insan ve çevre sağlığı arasında daha dengeli bir ilişki kurmayı hedeflemektedir.

  1. Sahipsiz ve Sahipli Hayvanların Tanımları

Kanunun 3. maddesinde yapılan değişikliklerle sahipsiz ve sahipli hayvan kavramları yeniden tanımlanmıştır:

  • Sahipsiz hayvan: Evcil hayvan olup herhangi bir kişi veya tüzel kişilik tarafından sahiplenilmeyen hayvanlar olarak yeniden tanımlanmıştır.
  • Sahipli hayvan: Bir kişi ya da kuruluş tarafından sahiplenilen, aşıları yapılmış, sağlık kontrolleri gerçekleştirilmiş ve Bakanlık veri tabanına kaydedilen hayvanlar olarak tarif edilmiştir.

Bu düzenleme, sahipsiz hayvanların korunmasını daha sistematik hale getirirken, sahipli hayvanlar üzerindeki sorumlulukları da daha net bir çerçeveye oturtmuştur. Sahipsiz hayvanların bakım ve korunmasının yerel yönetimlerce üstlenilmesi ve takip edilmesi zorunlu hale getirilirken, sahipli hayvanların kayıt altına alınması zorunluluğu, hem hayvan refahını hem de kamu sağlığını güvence altına almaktadır.

  1. Hayvan Bakımevleri ve Rehabilitasyon

Kanunun 6. maddesinde yapılan değişiklikler doğrultusunda, hayvan bakımevlerinin rolü ve işleyişi güçlendirilmiştir. Yeni düzenlemelere göre, bakımevlerine alınan hayvanların, Bakanlık veri sistemine kaydedilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Özellikle köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde barındırılması ve bakımının yapılması zorunlu kılınmıştır. Bu düzenleme, sokak hayvanlarının sağlık ve refah durumlarının daha yakından takip edilmesi ve rehabilitasyon süreçlerinin daha sistematik bir şekilde yürütülmesini sağlamaktadır.

  1. Ötanazi ve İdari Tedbirler

Kanunun 13. maddesi “Hayvanların Ötanazisi” başlığı altında önemli değişikliklere uğramıştır. Bu maddeye göre, bakımevlerine alınan köpeklerden insan ve hayvan sağlığı için tehlike arz eden ya da tedavi edilemeyen hastalıkları bulunanlar, veteriner hekimler tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda ötanaziye tabi tutulabilecektir. Bunun yanında, yerel yönetimlere, sahipsiz hayvanlar konusunda Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen sözleşmelere dayalı tedbirler alma yetkisi tanınmıştır. Bu düzenlemeler, toplum sağlığı ile hayvan hakları arasındaki dengeyi korumak amacıyla getirilmiştir.

  1. Yerel Yönetimlerin Sorumlulukları

Yerel yönetimlerin sahipsiz hayvanlara ilişkin sorumlulukları, yeni kanunla birlikte genişletilmiştir. Yerel yönetimler, sahipsiz hayvanları toplayarak bakımevlerine yerleştirmek, rehabilite etmek ve sahiplendirilinceye kadar bakımlarını üstlenmekle yükümlü hale getirilmiştir. Ayrıca, yerel yönetimlerin bütçelerinden belirli bir payın bu amaca tahsis edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk eden belediye yetkililerine ağır cezai yaptırımlar öngörülmüş olup, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda idari ve cezai yaptırımlar artırılmıştır.

  1. Yasal Yaptırımlar ve Cezai Düzenlemeler

Kanunun 28. maddesinde yapılan değişiklikler, hayvan haklarına aykırı davranışların önlenmesi amacıyla idari para cezalarının artırılmasını içermektedir. Hayvana yönelik işlenen suçlar için uygulanacak ceza miktarı, önceki düzenlemelerdeki 2 bin TL’den 60 bin TL’ye kadar yükseltilmiş olup, bu cezaların caydırıcılık seviyesinin artırılması hedeflenmiştir. Ayrıca, sahipsiz hayvanların uygunsuz yerlere terk edilmesi gibi durumlar için de daha ağır yaptırımlar getirilmiştir.

  1. Geçiş Süreleri ve Belediye Yükümlülükleri

Kanuna eklenen geçici madde ile büyükşehir belediyeleri ve nüfusu 25 binin üzerinde olan belediyelere, 2028 yılına kadar hayvan bakımevlerini kurma ve mevcut bakımevlerini iyileştirme zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, bu belediyeler, bütçelerinin binde beşini bu işler için ayırmak zorunda bırakılmıştır. Bu düzenleme, yerel yönetimlerin hayvanların korunmasına yönelik sorumluluklarını artırmakla birlikte, uzun vadede daha sürdürülebilir hayvan bakım çözümleri oluşturmayı amaçlamaktadır.

  1. Hayvanların Kimliklendirilmesi

Yasanın getirdiği önemli yeniliklerden biri de kedi ve köpeklerin dijital kimliklendirilmesi zorunluluğudur. Bu düzenlemeye göre, kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını 2025 yılına kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorundadır. Bu uygulama, sahipsiz hayvan sayısının azaltılmasını, hayvanların takip edilebilirliğini artırmayı ve hayvan refahının daha etkin şekilde korunmasını hedeflemektedir.

Sonuç

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler, Türkiye’de hayvan haklarının korunması adına olumlu bir adım olarak değerlendirilse de, bu düzenlemelerin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği konusunda bazı eleştiriler getirilebilir. Öncelikle, kanunda öngörülen yükümlülüklerin yerel yönetimlere bırakılması, bu yönetimlerin mali ve idari kapasitesine bağlı olarak sorunlar doğurabilir. Özellikle kırsal ve bütçesi kısıtlı belediyelerde, hayvan bakımevlerinin kurulması ve sahipsiz hayvanların bakımı için gereken kaynakların sağlanması ciddi bir zorluk teşkil edebilir. Bu durum, hayvanların refahını tehlikeye atacak uygulamaların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Ayrıca, kanunda yer alan ötanazi düzenlemesi, hayvan hakları savunucuları tarafından oldukça tartışmalı bir konu olarak öne çıkmaktadır. “Tehlike arz eden ya da tedavi edilemeyen hastalıkları bulunan hayvanların ötenaziye tabi tutulması” ifadesi, geniş yorumlanabilir ve kötüye kullanılabilir. Bu uygulamanın, bilimsel ve etik standartlara uygun bir şekilde yürütülmesi elzemdir; aksi halde, toplumun güvenini zedeleyen sonuçlar doğurabilir.

Yine, cezai yaptırımların artırılması her ne kadar caydırıcı bir etki yaratmayı amaçlasa da, bu cezaların etkili şekilde uygulanıp uygulanmayacağı ve hukuki süreçlerin nasıl işleyeceği soru işaretleri taşımaktadır. Hayvan haklarını ihlal edenlerin yargı önüne çıkarılması ve bu kişilere etkin cezalar verilmesi, yasaların kağıt üzerinde kalmaması adına kritik önem taşımaktadır. Ancak Türkiye’de adalet sistemindeki yavaşlık ve bazı durumlarda etkisiz uygulamalar, bu cezaların caydırıcılığını azaltabilir.

Son olarak, kedi ve köpeklerin dijital kimliklendirilmesi zorunluluğu, hayvanların korunmasına yönelik olumlu bir adım olsa da, hayvan sahiplerinin bu süreci nasıl karşılayacağı ve sürecin maliyetinin ne olacağı gibi konular henüz netlik kazanmamıştır. Bu tür yenilikçi düzenlemeler, etkin şekilde denetlenmez ve geniş kitlelerce benimsenmezse, hedeflenen sonuçların elde edilmesi zor olacaktır.

Özetle, kanun her ne kadar ileriye dönük bazı olumlu adımlar içerse de, uygulamada karşılaşılabilecek sorunlar göz önüne alındığında, daha detaylı ve kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Yasal düzenlemeler tek başına yeterli değildir; toplumda hayvan haklarına yönelik bilinç oluşturulması ve yerel yönetimlerin bu alandaki kapasitelerinin artırılması gereklidir. Hayvan refahını artırmak için daha insani ve sürdürülebilir çözümler üretilmeli ve bu süreçlerin sıkı şekilde denetlenmesi sağlanmalıdır.

Kaynaklar:

  • Resmi Gazete, 7527 Sayılı Kanun, 2 Ağustos 2024.
  • 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, T.C. Mevzuat Sistemi.
]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/hayvanlari-koruma-kanununda-degisiklikler-ve-yeni-duzenlemeler-7527-sayili-kanun.html/feed 0
Türkiye’de Malulen Emeklilik: Ayrıntılı Bir Rehber http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2625.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2625.html#respond Mon, 02 Sep 2024 12:06:29 +0000 https://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2625

Malulen emeklilik, sağlık sorunları nedeniyle çalışma gücünü kaybeden bireylerin erken yaşta emekli olmasına olanak tanıyan bir sosyal güvenlik uygulamasıdır. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından düzenlenen bu hak, belirli şartların sağlanmasını ve belirli bir başvuru sürecinin izlenmesini gerektirir. Bu rehber, malulen emekliliğin ne olduğunu, kimlerin bu haktan yararlanabileceğini, başvuru sürecini, gerekli belgeleri ve maaş hesaplamasını detaylı bir şekilde açıklamaktadır.

Malulen Emeklilik Nedir?

Malulen emeklilik, çalışma hayatında aktif olan bireylerin, sağlık durumları nedeniyle çalışma güçlerini belirli bir oranda kaybetmeleri durumunda erken emeklilik hakkı elde etmelerini sağlayan bir sosyal güvenlik uygulamasıdır. Bu uygulama sayesinde, çalışma gücü kaybı yaşayan bireyler, maddi açıdan desteklenerek yaşamlarını sürdürebilmektedir.

Malulen Emeklilik Şartları Nelerdir?

Malulen emeklilikten yararlanabilmek için belirli şartların sağlanması gerekmektedir. Bu şartlar, kişinin çalışma süresi, prim gün sayısı ve sağlık durumu gibi kriterlere dayanmaktadır.

  1. Çalışma Gücü Kaybı Oranı
  • En az %60 oranında çalışma gücü kaybı: SGK tarafından yetkilendirilen sağlık kurulları tarafından yapılan değerlendirmede, kişinin en az %60 oranında çalışma gücünü kaybettiğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
  • Sürekli ve kalıcı rahatsızlık: Çalışma gücü kaybının geçici değil, sürekli ve kalıcı nitelikte olması şarttır.
  1. Sigortalılık Süresi ve Prim Gün Sayısı
  • En az 10 yıllık sigortalılık süresi: Kişinin en az 10 yıldır sigortalı olarak çalışıyor olması gerekmektedir.
  • En az 1800 gün prim ödemesi: Toplamda en az 1800 gün prim ödemesinin yapılmış olması şarttır.
  • Bakıma muhtaç durumda olanlar için istisna: Eğer kişi bakıma muhtaç durumdaysa, sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün prim ödemesi yeterli kabul edilmektedir.
  1. Hastalığın Sigortalılık Sonrasında Oluşması
  • Hastalığın sigortalılık süresi içinde oluşması: Maluliyete neden olan hastalığın, sigortalı olarak çalışmaya başladıktan sonra ortaya çıkmış olması gerekmektedir.
  • İstisnai durumlar: Bazı durumlarda, hastalığın sigortalılık öncesinde oluşmuş olması ancak zaman içinde ilerlemesi durumunda da malulen emeklilik hakkı tanınabilmektedir.

Hangi Hastalıklar Malulen Emeklilik Kapsamına Girer?

SGK, malulen emeklilik için kabul edilen hastalıkları belirli kategorilere ayırmıştır. Başlıca kabul edilen hastalıklar şunlardır:

  • Kalp ve damar hastalıkları
  • Kanser türleri
  • Ruh ve sinir hastalıkları
  • Kas ve iskelet sistemi hastalıkları
  • Organ yetmezlikleri (böbrek, karaciğer vb.)
  • Nörolojik hastalıklar (MS, Parkinson vb.)
  • Görme ve işitme kayıpları

Her hastalık için belirlenen kriterler ve değerlendirme ölçütleri farklılık göstermektedir. Bu nedenle, her başvuru bireysel olarak değerlendirilir ve karara bağlanır.

Malulen Emeklilik Başvuru Süreci

Malulen emeklilik başvurusu, belirli adımlar izlenerek gerçekleştirilir. Başvuru süreci şu şekildedir:

  1. Başvuru İçin Gerekli Belgelerin Hazırlanması
  • Dilekçe: Malulen emeklilik talebini içeren resmi bir dilekçe hazırlanmalıdır.
  • Sağlık raporları: Hastalığı ve çalışma gücü kaybını belgeleyen tüm sağlık raporları ve tıbbi dökümanlar temin edilmelidir.
  • Kimlik belgesi: Nüfus cüzdanı veya T.C. kimlik kartının aslı ve fotokopisi gereklidir.
  • Sigortalılık belgeleri: Prim ödeme dökümleri ve sigortalılık süresini gösteren belgeler hazırlanmalıdır.
  1. SGK’ya Başvuru Yapılması

Hazırlanan belgelerle birlikte, ikamet edilen bölgedeki SGK il veya ilçe müdürlüğüne başvuru yapılır. Başvuru sırasında tüm belgelerin eksiksiz ve doğru olması sürecin hızlanması açısından önemlidir.

  1. Sağlık Kurulu Değerlendirmesi

SGK, başvuru sonrasında kişiyi yetkilendirilmiş bir hastanenin sağlık kuruluna sevk eder. Sağlık kurulu, detaylı bir inceleme yaparak çalışma gücü kaybı oranını belirler ve bir rapor hazırlar.

  1. SGK’nın Karar Aşaması

Sağlık kurulu raporu ve diğer belgeler ışığında, SGK malulen emeklilik talebini değerlendirir ve kararını verir. Karar olumlu ise, emeklilik işlemleri başlatılır ve maaş bağlanır. Olumsuz karar durumunda, kişiye ret gerekçesi bildirilir ve itiraz hakkı tanınır.

  1. İtiraz ve Hukuki Süreç

Ret kararı alan bireyler, belirli süreler içinde SGK Yüksek Sağlık Kurulu’na itiraz edebilirler. İtirazın da reddedilmesi durumunda, idari yargı yoluna başvurarak hukuki süreç başlatılabilir.

Malulen Emeklilik Maaşı Nasıl Hesaplanır?

Malulen emeklilik maaşı, kişinin prim ödeme gün sayısı, prime esas kazancı ve çalışma süresi gibi faktörlere bağlı olarak hesaplanır.

  1. Prime Esas Kazanç
  • Aylık brüt kazanç: Kişinin çalışma hayatı boyunca elde ettiği brüt kazançlar hesaplamada temel alınır.
  • Ortalama kazanç: Tüm çalışma süresi boyunca elde edilen kazançların ortalaması alınarak prime esas kazanç belirlenir.
  1. Aylık Bağlama Oranı
  • Çalışma süresine göre: Kişinin toplam prim ödeme gün sayısına göre aylık bağlama oranı belirlenir.
  • Çalışma gücü kaybı oranı: Çalışma gücü kaybı oranı da aylık bağlama oranını etkileyen faktörler arasındadır.
  1. Hesaplama Formülü

Malulen emeklilik maaşı şu formüle göre hesaplanır:

Emekli Aylığı = Ortalama Aylık Kazanç x Aylık Bağlama Oranı

Bu hesaplama sonucunda elde edilen tutar, her yıl belirlenen enflasyon ve refah payı artışlarıyla güncellenir.

Malulen Emeklilikte Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

  • Çalışmaya Devam Etme Durumu: Malulen emekli olduktan sonra çalışmaya devam edenlerin emeklilik maaşları kesilir. Bu nedenle, çalışma hayatına devam etmeyi düşünenlerin durumu SGK’ya bildirmesi gerekmektedir.
  • Kontrol Muayeneleri: SGK, belirli aralıklarla kontrol muayeneleri talep edebilir. Bu muayenelerde sağlık durumunun devam edip etmediği kontrol edilir.
  • Emeklilik Hakkının İptali: Sağlık durumunda iyileşme olan ve çalışma gücü kaybı oranı düşen bireylerin malulen emeklilik hakları iptal edilebilir.

Sonuç

Türkiye’de malulen emeklilik, çalışma gücünü kaybeden bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için önemli bir sosyal güvenlik mekanizmasıdır. Bu haktan yararlanmak için belirlenen şartların sağlanması ve doğru bir başvuru sürecinin izlenmesi gerekmektedir. Başvuru yapmayı düşünen bireylerin, güncel mevzuatı takip etmeleri ve gerekirse uzmanlardan destek almaları önerilir.

Kaynakça

  • Sosyal Güvenlik Kurumu Resmi Web Sitesi
  • 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
  • Güncel Mevzuat ve Yönetmelikler

 

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2625.html/feed 0
Türk Borçlar Kanunu’na Göre Kira Sözleşmelerinin Feshi ve Kiracının Tahliyesi http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/turk-borclar-kanununa-gore-kira-sozlesmelerinin-feshi-ve-kiracinin-tahliyesi.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/turk-borclar-kanununa-gore-kira-sozlesmelerinin-feshi-ve-kiracinin-tahliyesi.html#respond Tue, 20 Aug 2024 18:27:28 +0000 https://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2613 Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kira sözleşmesinin sona ermesi çeşitli sebeplerle gündeme gelebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, bu durumları düzenleyerek kiracı ve kiraya veren arasındaki hak ve yükümlülükleri belirler. Kanun, kira sözleşmesinin sona ermesi için bildirim ve dava yoluyla iki farklı yöntem öngörmüştür. Bu yöntemler, tarafların haklarını korumayı ve kira ilişkisini adil bir şekilde sonlandırmayı amaçlamaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 339. maddesi, konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin özel düzenlemelerin uygulama alanını belirleyen bir hükümdür. Bu madde, konut ve çatılı işyeri kiralarının genel hükümlerden ayrılarak, kiracının korunması amacıyla özel düzenlemelere tabi tutulmasını sağlar.

TBK 339. Madde:
”Konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler, bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan eşya hakkında da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazların altı ay ve daha kısa süreyle kiralanmalarında uygulanmaz.
Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu hükümler uygulanır.”

Bu düzenleme ile birlikte, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının korunması amacıyla getirilen özel hükümler devreye girer. Bu hükümler, genel kira hükümlerinden farklı olarak, kiracı lehine düzenlemeler içermektedir. Örneğin, kira sözleşmesinin belirli süreli olması durumunda bile, kiraya verenin fesih hakkı belirli koşullarla sınırlandırılmıştır. Ayrıca, kira bedelinin artırılması, kiracının tahliyesi gibi konularda da kiracının korunmasına yönelik özel kurallar getirilmiştir.
Bu maddeyle, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının korunması ön planda tutulmuş ve kiraya verenin hakları da dengeli bir şekilde gözetilmiştir. Kanun koyucu, bu düzenlemelerle kiracının barınma ve çalışma hakkını güvence altına almayı hedeflemiştir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarına Özgü Sona Erme Sebepleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin sözleşmelerin sona erme sebeplerini düzenlerken, iki ana yöntem öngörmektedir: bildirim yoluyla ve dava yoluyla sona erme. Bu düzenlemeler, kiracının ve kiraya verenin haklarını koruma amacı taşır ve süreçlerin nasıl yürütüleceğine dair ayrıntılı hükümler içerir.

1. Bildirim Yoluyla Sona Erme

Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi ve devam eden hükümleri, konut ve çatılı işyeri kiralarının bildirim yoluyla sona ermesini düzenler. Bu çerçevede:

Belirli Süreli Kira Sözleşmeleri: Bu tür sözleşmeler, belirli bir süre için geçerlidir ve sözleşme süresinin bitiminden önce fesih bildiriminde bulunulması gerekmektedir. Kiraya veren veya kiracı, sözleşme süresinin sona ermesinden en az üç ay önce fesih bildirimi yapmalıdır. Aksi takdirde, sözleşme aynı koşullarla bir yıl süreyle uzamış sayılır.

Belirsiz Süreli Kira Sözleşmeleri: Belirsiz süreli sözleşmelerde, taraflar sözleşmeyi sona erdirmek istediklerinde, kira süresinin bitiminden en az bir ay önce yazılı bildirimde bulunmalıdır. Bu bildirim, sözleşmenin sona erdiği tarihi belirler ve kira ilişkisinin son bulmasını sağlar.

2. Dava Yoluyla Sona Erme

TBK’nın 348. maddesi ve müteakip maddeleri, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin dava yoluyla sona erme şartlarını düzenler. Bu kapsamda:

Tahliye Davası: Kiraya veren, kiracının kira bedelini ödememesi, sözleşme şartlarına uymaması veya kiralananın amacına aykırı kullanımı gibi nedenlerle tahliye davası açabilir. Mahkeme, kiracının kiralanan taşınmazı boşaltmasını talep ederek sözleşmenin sona erdirilmesine karar verebilir.

Kiracı Tarafından Sözleşme Şartlarına Uymama: Kiracı, kira bedelini düzenli olarak ödemediğinde veya sözleşmede belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediğinde, kiraya veren dava açarak sözleşmenin feshini ve kiracının tahliyesini talep edebilir.

Sonuç

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona erme şekilleri açısından iki ana yöntem sunmaktadır: bildirim yoluyla ve dava yoluyla sona erme. Bildirim yoluyla sona erme, tarafların belirli süreler içinde karşılıklı olarak bildirimde bulunmasını gerektirirken, dava yoluyla sona erme, kiracı yükümlülüklerini yerine getirmediğinde hukuki bir süreç başlatılmasını öngörür. Bu düzenlemeler, tarafların hak ve yükümlülüklerini koruma amacı taşır ve kira ilişkilerinin adil bir şekilde sona ermesini sağlar.

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/yazilar/turk-borclar-kanununa-gore-kira-sozlesmelerinin-feshi-ve-kiracinin-tahliyesi.html/feed 0
İhtarname: Tanım, Hazırlık ve Gönderim Süreci http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2602.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2602.html#respond Thu, 11 Jul 2024 10:20:16 +0000 https://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2602 İhtarname, hukuk sistemi altında bireylerin veya kurumların haklarını koruma ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep etme amacıyla kullandığı güçlü bir yazılı bildirim aracıdır. Hukuki süreçlerin ilk adımı olarak kabul edilen ihtarname, anlaşmazlıkların çözümünde etkili bir rol oynar ve yasal süreçlerin başlatılmasının ön koşulu olabilir.

İhtarname Nedir?

İhtarname, belirli bir konuda alıcıyı bilgilendiren ve belirli talepleri yerine getirmesini isteyen resmi bir belgedir. Alıcıya hukuki bir yükümlülük veya borcun yerine getirilmesi gerektiğini hatırlatır ve belirli bir süre içinde bu taleplerin karşılanmaması durumunda hukuki yollara başvurulacağını bildirir.

İhtarname Nasıl Hazırlanır?

1. Başlık: “İhtarname” başlığı ile başlamalıdır.
2. Gönderen Bilgileri: İhtarı gönderen kişinin veya kurumun adı, adresi ve iletişim bilgileri yer almalıdır.
3. Alıcı Bilgileri: İhtarın gönderildiği kişinin veya kurumun adı, adresi ve iletişim bilgileri.
4. Konu: İhtarın konusunu ve amacını belirten kısa bir açıklama.
5. Açıklama: İhtarın neden gönderildiğini, hangi hakların talep edildiğini veya hangi yükümlülüklerin yerine getirilmediğini detaylı bir şekilde açıklayan bölüm.
6. Talepler: Alıcıdan neler talep edildiği, hangi süreler içinde bu taleplerin yerine getirilmesi gerektiği belirtilmelidir.
7. Sonuç: Taleplerin yerine getirilmemesi durumunda hangi hukuki adımların atılacağının belirtilmesi.
8. İmza: İhtarı gönderen kişinin veya kurumun imzası.

İhtarname Nasıl Gönderilir?

1. Noter Aracılığıyla: En yaygın ve en güvenilir yöntemdir. Noter aracılığıyla gönderilen ihtarnameler, resmi bir belge niteliği taşır ve alıcının bu ihtarı aldığı tarih ve saati resmi olarak belgelendirilir.
2. Posta Yoluyla: İhtarname, iadeli taahhütlü posta ile de gönderilebilir. Bu yöntem de hukuki açıdan geçerli kabul edilir ancak noter aracılığıyla gönderilen ihtarnameler kadar güvenli olmayabilir.
3. Elektronik Yolla: 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında, güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da ihtarname gönderilebilir. Ancak bu yöntem, yalnızca elektronik adresi doğrulanmış alıcılara yönelik olarak kullanılabilir.

İhtarname Göndermenin Avantajları

• Resmiyet: İhtarname, hukuki bir işlem başlatılmadan önce alıcıya resmi bir bildirimde bulunulmasını sağlar.
• Belgelendirme: İhtarnamenin gönderildiği tarih ve içerik resmi olarak belgelenir.
• Uyuşmazlık Çözümü: Birçok durumda ihtarname, taraflar arasında anlaşmazlığın çözülmesini sağlar ve mahkemeye başvurulmadan sorun çözülebilir.
• Süreç Başlatma: İhtarname, bazı hukuki süreçlerin başlatılmasında zorunlu bir adım olabilir (örneğin kira sözleşmelerinin feshi gibi).

İHTARNAME ÖRNEĞİ

Başlık: Hangi kurum arıcılığla gönderim yapıldığı(Örn. İstanbul 1. Noterliğine)
Gönderen: [Gönderenin Adı, Tckn ve Adresi]
Alıcı: [Alıcının Adı, Tckn ve Adresi]

Konu: [İhtarnamenin Konusu]

Açıklama:
[İhtarnamenin neden gönderildiği, hangi hakların talep edildiği veya hangi yükümlülüklerin yerine getirilmediği detaylı bir şekilde açıklanmalıdır.]

Talepler:
1. [Talep 1]
2. [Talep 2]
3. [Talep 3]

İhtarnamenin tebliğinden itibaren [süre] gün içinde taleplerimizin yerine getirilmesini, aksi takdirde yasal haklarımızı saklı tutarak hukuki yollara başvuracağımızı bildiririz.

Saygılarımızla,

[Gönderenin Adı]
[İmza]

Sonuç
İhtarname, hukuki süreçlerin önemli bir parçasıdır ve doğru şekilde hazırlanıp gönderildiğinde taraflar arasında anlaşmazlıkların çözülmesine yardımcı olabilir. Noter aracılığıyla gönderilmesi, ihtarnamenin resmi olarak belgelendirilmesi açısından en güvenilir yöntemdir. Elektronik imza ile gönderilen ihtarnameler de hukuki açıdan geçerli kabul edilmektedir.
Hukuki danışmanlık ve ihtarname hazırlama konusunda profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/2602.html/feed 0
MAZERET http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/mazeret.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/mazeret.html#respond Fri, 27 Nov 2020 10:58:45 +0000 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2581 T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/14282
K. 2016/15585
T. 26.12.2016
* MAZERET DİLEKÇESİNİN BELGELENDİRİLMEDİĞİ GEREKÇESİYLE REDDİ (Davacı Vekilinin Mazeret Dilekçesinin Mahkemeye İntikal Etmiş Olması Duruşmaların Esas Numaralarını da Belirterek Meslekî Mazeretini Somutlaştırması ve UYAP Sisteminden de Bu Durumun Tespit Edilebilecek Olmasına Göre Mazeret Dilekçesi Geçerli Kabul Edilerek Yargılamaya Devam Edilmesi Gerekirken Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesinin Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu)

* DİĞER DURUŞMALARIN ESAS NUMARALARI DA BELİRTİLEREK MESLEKİ MAZERET İBRAZI (Davacı Vekilinin Mazeretini Belgelendirmediği ve Ara Karar Gereklerinin Yerine Getirilmediği Gerekçesiyle Mazeretin Reddedildiği/Davacı Vekilinin Mazeret Dilekçesinin Mahkemeye İntikal Etmiş Olması Duruşmaların Esas Numaralarını da Belirterek Meslekî Mazeretini Somutlaştırması ve UYAP Sisteminden de Bu Durumun Tespit Edilebilecek Olmasına Göre Mazeret Dilekçesi Geçerli Kabul Edilerek Yargılamaya Devam Edileceği)

* DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ (Davacı Vekilinin Mazeret Dilekçesinde Başka Dosyalarının Duruşması Sebebiyle Duruşmaya Katılamayacağını Beyan Ettiği Mahkemece Davacı Vekilinin Mazeretini Belgelendirmediği ve Ara Karar Gereklerinin Yerine Getirilmediği Gerekçesiyle Mazeretin Reddedilmesinin Davacı Vekilinin Mazeret Dilekçesinin Mahkemeye İntikal Etmiş Olması Duruşmaların Esas Numaralarını da Belirterek Meslekî Mazeretini Somutlaştırması ve UYAP Sisteminden de Bu Durumun Tespit Edilebilecek Olmasına Göre Mazeret Dilekçesi Geçerli Kabul Edilerek Yargılamaya Devam Edilmesi Gerektiği)

6100/m.150

ÖZET : Dava, iş kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekilinin mazeret dilekçesinde başka dosyalarının duruşması sebebiyle duruşmaya katılamayacağını beyan ettiği, Mahkemece davacı vekilinin mazeretini belgelendirmediği ve ara karar gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle mazeretin reddine, dosyanın 3.kez işlemden kaldırılma tarihi itibariyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin mazeret dilekçesinin mahkemeye intikal etmiş olması, duruşmaların esas numaralarını da belirterek meslekî mazeretini somutlaştırması ve UYAP sisteminden de bu durumun tespit edilebilecek olmasına göre, mazeret dilekçesi geçerli kabul edilerek, yargılamaya devam edilmesi gerekirken davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

DAVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava, iş kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, HMK 150. maddesi uyarınca davanın 07.02.2012 tarihi itibariyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Somut olayda, davacı vekilinin 07.02.2012 tarihli mazeret dilekçesinde başka dosyalarının duruşması sebebiyle duruşmaya katılamayacağını beyan ettiği, Mahkemece, davacı vekilinin mazeretini belgelendirmediği ve ara karar gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle mazeretin reddine, dosyanın 3.kez işlemden kaldırılma tarihi olan 07.02.2012 itibariyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davacı vekilinin, mazeret dilekçesinin mahkemeye intikal etmiş olması, duruşmaların esas numaralarını da belirterek meslekî mazeretini somutlaştırması ve UYAP sisteminden de bu durumun tespit edilebilecek olmasına göre, mazeret dilekçesi geçerli kabul edilerek, yargılamaya devam edilmesi gerekirken HMK 150. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 26.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/mazeret.html/feed 0
DANIŞTAY AYASOFYA KARARI http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/danistay-ayasofya-karari.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/danistay-ayasofya-karari.html#respond Thu, 16 Jul 2020 11:31:56 +0000 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2573 ]]> http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/danistay-ayasofya-karari.html/feed 0 AVUKATLIK KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/avukatlik-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/avukatlik-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun.html#respond Thu, 16 Jul 2020 11:25:35 +0000 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2571
15 Temmuz 2020 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 31186
KANUN
AVUKATLIK KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR KANUN

 

Kanun No. 7249                                                                                                         Kabul Tarihi: 11/7/2020

MADDE 1 – 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yer barosu” ibaresi “baro” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 2 – 1136 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasına, “dahildir.)” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve staj yaptığı baroya kayıtlı” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 3 – 1136 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yer barosuna” ibaresi “baroya” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4 – 1136 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “o baroya yazılı” ibaresi “staj yaptığı baroya kayıtlı” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 5 – 1136 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gelmesi hallerinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “avukatın kayıtlı olduğu” ibaresi ve “yürütmek için” ibaresinden sonra gelmek üzere “kendi barosuna kayıtlı” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 6 – 1136 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde yer alan “aynı baroya” ibareleri “aynı ilde kurulu barolardan herhangi birine” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 7 – 1136 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Avukatların resmi kılık ve kıyafeti:

MADDE 49 – Avukatlar, mahkemelere Türkiye Barolar Birliği tarafından şekli belirlenen cübbeyle çıkmak zorundadır.

Avukatlara, staj dönemi de dahil olmak üzere, baro ve Birliğin iş ve işlemleri ile mesleğin icrası kapsamında kılık ve kıyafetle ilgili herhangi bir zorunluluk getirilemez.”

MADDE 8 – 1136 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Birden fazla baronun bulunduğu illerde baro için ayrılacak yer Türkiye Barolar Birliğine tahsis edilir ve Birlik, barolara kayıtlı avukat sayısını esas alarak bu yeri barolara tahsis eder.”

MADDE 9 – 1136 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cumhuriyet savcısı denetiminde ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “kayıtlı olunan” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 10 – 1136 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrası uygulanmaz.”

MADDE 11 – 1136 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “düşmedikçe,” ve ikinci fıkrasında yer alan “avukat hakkında,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “kayıtlı olduğu” ibareleri eklenmiş ve üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “baro” ibaresi “kararı veren baronun” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 12 – 1136 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin birinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Şu kadar ki, mesleğin ilk beş yılında baro keseneği yarı oranında alınır.”

MADDE 13 – 1136 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bir ilde birden fazla baronun bulunması hâlinde avukat, bunlardan birinin levhasına yazılır.”

MADDE 14 – 1136 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “o yer barosu” ibaresi, “bu tespiti yapan baronun” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 15 – 1136 sayılı Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümleler ve üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Beşbinden fazla avukat bulunan illerde asgari ikibin avukatla bir baro kurulabilir. Bu sayıların belirlenmesinde baro levhasına kayıtlı avukatlar ile kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde görev yapan avukatlar esas alınır. Kuruluş müracaatında, kuruluş talebini içeren dilekçe ile ikibin avukatın imzasının ve bu avukatların belirlediği dört kişilik kurucular kurulunun isimlerinin yer aldığı liste Türkiye Barolar Birliğine verilir. Birlik, kuruluş işlemlerini yerine getirmek üzere kurucular kurulunu görevlendirir. Kurucular kurulu en geç altı ay içinde organ seçimlerini yapmak üzere kuruluş genel kurulunu toplar ve yeni baronun kuruluşunu tamamlayarak Birliğe bildirir. Yeni kurulan baro, seçimli ilk olağan genel kurulunu yapıncaya kadar Birlikte temsil edilmez ve seçimli ilk olağan genel kurulunu 82 nci madde hükmü uyarınca yapar. Avukat sayısının ikibinin altına düşmesi hâlinde Birlik, asgari avukat sayısının altı ay içinde sağlanmasını yazılı olarak ilgili baroya bildirir. Verilen süre içinde eksiklik giderilemezse baronun tüzel kişiliğine Birlik tarafından son verilir ve son verme kararı Birliğin resmi internet sitesinde ilan edilir. Tüzel kişiliği sona eren baroya kayıtlı avukatlar ve stajyerler ilan tarihinden itibaren onbeş gün içinde o ilde bir baro varsa o baroya, birden fazla baro varsa diledikleri baroya kaydolur ve bunların devam eden iş ve işlemleri kaydoldukları baro tarafından yürütülür. Tüzel kişiliği sona eren baronun tasfiye işlemleri son yönetim kurulu tarafından Birliğin denetim ve gözetiminde yapılır ve kalan malvarlığı Birliğe geçer.”

“Aynı ilde yeni bir baronun kurulması hâlinde Türkiye Barolar Birliği, tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandırır.”

MADDE 16 – 1136 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Genel kurul” ibaresinden sonra gelmek üzere “son rakamı çift olan yıllarda olmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 17 – 1136 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Seçim döneminin bitmesinden önce ayrılan baro başkanının yerine baro yönetim kurulu tarafından, kendi üyeleri arasından, kalan süreyi tamamlamak üzere baro başkanı seçilir.”

MADDE 18 – 1136 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ikişer” ibaresi “üçer” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Baro genel kurullarınca ayrıca her beşbin üye için birer delege seçilir.”

MADDE 19 – 1136 sayılı Kanunun 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Birlik Genel Kurulu baro seçimlerinin yapıldığı yılın aralık ayında, Ankara’da olağan toplantısını yapar.

Birlik Yönetim Kurulu doğrudan veya en az yirmibeş baronun yönetim kurullarının yazılı istemi üzerine, 117 nci maddede belirtilen görev alanıyla sınırlı olmak kaydıyla, Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır. Ancak olağanüstü toplantıda seçim yapılamaz.”

MADDE 20 – 1136 sayılı Kanunun 177 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Birden fazla baronun bulunduğu illerde adli yardım bürosu, baroların eşit olarak temsili esas alınarak oluşturulur. Büroda görevlendirme, o ildeki avukatlar arasında eşitlik gözetilerek yapılır. Adli yardım bürosunun oluşturulmasına ve adli yardım hizmetinin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanan ve Adalet Bakanlığınca onaylanan yönetmelikte gösterilir.”

MADDE 21 – 1136 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesine “yer barosuna” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya o ilde birden fazla baronun bulunması hâlinde bu barolardan birine” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 22 – 1136 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 23 – Görev sürelerine bakılmaksızın tüm barolarda baro başkanlığı, yönetim, disiplin ve denetleme kurulu üyelikleri ile Türkiye Barolar Birliği delege seçimleri 2020 yılı Ekim ayının ilk haftasında; Birlik Başkanlığı, yönetim, disiplin ve denetleme kurulu üyelikleri seçimleri ise 2020 yılı Aralık ayı içinde yapılır.”

MADDE 23 – 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Birden fazla baro kurulan illerde komisyona üye görevlendirilmesi, baroların eşit ve dönüşümlü temsili esas alınarak yapılır. Görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan yönetmelikte gösterilir.”

MADDE 24 – 3/7/2005 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Birden fazla baro kurulan illerde koruma kurullarına temsilci görevlendirilmesi, baroların eşit ve dönüşümlü temsili esas alınarak yapılır. Görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan yönetmelikte gösterilir.”

MADDE 25 – 11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Birden fazla baro kurulan illerde hal hakem heyetlerine üye görevlendirilmesi, baroların eşit ve dönüşümlü temsili esas alınarak yapılır. Görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan yönetmelikte gösterilir.”

MADDE 26 – 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Birden fazla baro kurulan illerde il ve ilçe tüketici hakem heyetlerine üye görevlendirilmesi, baroların eşit ve dönüşümlü temsili esas alınarak yapılır. Görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan yönetmelikte gösterilir.”

MADDE 27 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 28 – Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

14/7/2020

 

]]> http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/haber/avukatlik-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun.html/feed 0 GECİKEN ADALET ADALETSİZLİKTİR http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/geciken-adalet-adaletsizliktir.html http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/geciken-adalet-adaletsizliktir.html#respond Mon, 08 Jun 2020 11:45:06 +0000 http://hajjarhukuk.com/makale-haber/?p=2569                                           YARGILAMA SÜRELERİNİN UZUNLUĞU

                                              GECİKEN ADALET ADALETSİZLİKTİR

 

       Yargılamanın makul sürede yapılması  ,T.C. Anayasa ile güvence altına alınmış olan Adil Yargılanma Hakkı’nın en önemli unsurlarından biridir.Her ne kadar 4709 Sayılı Kanun’un 16. Maddesi ile ‘’Devlet, işlemlerinde  ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır’’hükmü Anayasa’ya eklenmiş olsa da uygulamada yargılamalar çok uzun sürmekte  makul sürede yargılama temel bir hak yerine sadece kitaplarda yazan soyut bir kural gibi algılanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuruların büyük çoğunluğunu adil yargılanma hakkının ihlali oluşturmaktadır.

    Hiç şüphesiz bütün davalar birbirinden farklıdır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını belirlemek için bazı kriterleri bulunmaktadır.Davanın karmaşıklığı ve mahkemenin hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeni göstermesi gerekliliği  gibi sebepler yargılamayı uzatan etkenlerdir.Ancak çok basit davalarda bile yargılama ve temyiz sürelerinin on yılları bulması vatandaşların hukuka olan inancını zedelemektedir.

     Hakkı ihlal edilen kişilere Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı ve zararın tazminini talep etme hakkı  tanınmış olsa da  hiçbir tazminat özellikle de çok düşük tazminatlar ,adaletin gecikmeden yerine getirilmesinin yerini tutamaz.Gerek Ceza gerekse Hukuk yargılamalarının çok uzun sürmesi yüzünden çok büyük hak kayıpları yaşanmakta  ,bazı insanların ömrü davasının  sonucunu görmeye yetmemektedir.

    Yargılama sürecinde en büyük sıkıntı temyiz ve istinaf sürecinde yaşanmaktadır. Yapılan son yasal düzenlemelerden sonra ,son on yılda yerel mahkemelerin karar verme süreleri kısalmış, ancak temyiz sürelerinin hala aşırı uzun olması yüzünden davalar çözüme kavuşturulamamaktadır. Bazı davalarda lehine karar verilen taraf mahkeme kararına güvenerek tasarrufta bulunmakta ,yıllar sonra temyizden dosya bozularak gelmektedir. Bu durumda davadan beklenen hukuki yarar ortadan kalkmış ,istinaf ya da temyizin bir faydası kalmamış olmaktadır.

     Örneğin vesayet davası sonucu kısıtlanmasına gerek görülmeyen kişinin temyiz süresinde yaptığı tasarruflar temyizden dosya bozularak gelirse ne olacaktır? Mal sattıysa satın alan iyiniyetli kişilerin durumu ne olacaktır? Zaten yaşlı olduğu için davalı olan kişi için yeniden yıllar süren yargılama süreci başlayacak ,yine uzun yıllar sürecek başka davalarda açılacaktır.

      Ya da açmış olduğu iş davası ile tazminata hak kazanan işçi icra yoluyla tazminatını tahsil ettikten yıllar sonra dosya temyizden bozularak geldiğinde büyük sıkıntılar yaşamaktadır.Mahkemelerde bunlar gibi bir çok dava bulunmaktadır.

      Ceza davalarında, özellikle suça sürüklenen çocuk olarak çocukların yargılandığı davaların yargılama ve temyiz süreçlerinin uzaması daha da büyük hak ihlalleri yaşatmaktadır.Suçun işlendiği tarihte çocuk olan kişi iyi ya da kötü bir sonuç beklemekte ve hayatına devam etmek istemektedir. Ancak davalar yıllarca sonuçlanmadığından kişi ,hakkında ne karar verileceği endişesiyle ,ceza kesinleşirse her an hapse girebileceği korkusu ile yaşamaya çalışmakta ve bir gelecek kuramamaktadır. Davaların uzun süre sürüncemede bırakılması, dosya kesinleşmediği için cezanın uygulanmaması  cezanın caydırıcılığını da ortadan kaldırmaktadır. Sanığın tedirgin olarak yıllarca korku içinde yaşaması da bir nevi cezadır.

     Yargılama süresinin makul süreleri aşması sadece taraflar için mağduriyet yaratmamakta mahkemelerinde her zaman şikayet ettikleri iş yükünü ve yoğunluğunu artırmaktadır.

         Anayasa ve Kanunlarda yazan soyut kuralların uygulanmasını sağlamak devletin görevidir.Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli  unsuru olan makul sürede yargılama yapılması için devlet gerekli yasal düzenlemeleri yapmak ve bilfiil uygulanmasını sağlamak zorundadır.Temyiz ve İstinaf Mahkemeleri ‘nin sadece merkezde toplanması yerine taşrada da istinaf mahkemeleri kurulması ve bu mahkemelerde hakim sayısının artırılması  çözümü kolaylaştıracaktır. Tarafların yaşlı , çocuk ya da engelli olduğu davalar ,iş davaları ,aile hayatı ile ilgili davalar  aciliyeti olan davalardır.Bu sebeple davaların temyiz aşamasında sınıflandırılması ve aciliyet taşıyan davaların bir an önce sonuçlandırılması gerekmektedir. Adaletin gecikmesi  ,hukuka olan inancın sarsılması ve hukuk sisteminin sorgulanmasına yol açmaktadır.

                                                                                                                           08/06/2020-HAJJAR HUKUK

 

                                 

 

 

]]>
http://hajjarhukuk.com/makale-haber/tumu/makale/geciken-adalet-adaletsizliktir.html/feed 0